
Yalçın Küçük Kimdir? Biyografisi..
Pkk ve ergenekonla ilişkisi varmıdır?Apo’yla ne gibi
bağlantıları olmuştur?Mustafa Kemal’le ilgili neler
söylemiştir?
İşte belgeler ışığında Yalçın
Küçük’ün geçmişini açıklıyoruz….
Yalçın Küçük
Prof. Dr. Yalçın Küçük, İskenderun’a
Halep’ten gelip yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. Baba
tarafından Türkmen, anne tarafından ise Kafkasyalı bir
aileye mensuptur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi’ndeki öğrencilik hayatı boyunca, Fikir Kulüpleri
Federasyonu, ardından Sosyalist Fikir Kulüpleri Federasyonu,
Dev-Genç ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi olan Fikir Kulübü
Başkanlığı’nı yaptı. Siyasal Bilgiler’i 1960 senesinde
birincilikle bitiren Küçük, 27 Mayıs ihtilalinde, büyük
öğrenci eylemlerinin başında yeraldı. 60 ihtilalinden sonra
Devlet Planlama Teşkilatı’na girdi. Burada bir süre
çalıştıktan sonra ABD’ye giderek Yale’de lisans eğitimi
aldı. 1966′da ODTÜ’de çalışmaya başladı. 1968-70 yılları
arasında Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırdı. Bu
kitaptan dolayı sekiz yıla mahkum edildi.
1970′lerde, İşçi Partisi’nin ikinci kez
kuruluşu için çalışmalara katıldı. 1973 yılı sonlarında
askere alındı. Kıbrıs Barış Harekatı’na katıldı. 12 Eylül
1980′den sonra ise 1402′liklerden biri olarak üniversiteden
uzaklaştırıldı. 1983′te Sultanahmet Cezaevi’ne girdi. 1993′te
Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasını öne sürerek
Paris’e gitti. Çeşitli sol dergiler çıkarttı. PKK lideri
Abdullah Öcalan’la ilk röportajı gerçekleştirdi. Türkiye’ye
1998′de döndü ve iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000′de
tahliye oldu. Son dönemde özellikle Sabetayistler’le ilgili
yaptığı çalışmalar yapan Küçük Ergenekon davasında gözaltına
alındı. Pkk ile ilişkileride ortaya çıkan Küçük ile ilgili
bir çok bilgi aşağıda…
Teröristbaşını bakın nasıl övmüş !
Cemaatler.com son günlerde ilginç açıklamaları ve tuhaf
tavırlarıyla gündeme gelen Yalçın Küçük’ün terör örgütü
PKK’yla yakın ilişki içinde olduğu ortaya çıkarmıştı. Kanlı
örgütün kampında çekilen ve neredeyse bir albümü dolduran
fotoğraflarında, Apo ile birbirine sevgiyle bağlı iki dost
modunda olan Yalçın Küçük, ‘Arkasındayım’ dediği
kitaplarında teröristbaşını bakın nasıl övmüş… İşte o
ifadelerden sadece birkaçı…




Yalçın Küçük’ten Atatürk’e
hakaretler
ulusalcı ve yasadışı Ergenekon örgütünün gönüllü savunucusu
Yalçın Küçük’ün, kitaplarında Atatürk’e ağır hakaretler
ettiğini ortaya çıktı.




PKK İLE SARMAŞ DOLAŞ
Kısa sürede Ergenekon’un müdafii ve ulusal
kanalların vazgeçilmez ismi haline gelen Yalçın Küçük, tam
bir Abdullah Öcalan hayranı. Küçük’ün halen İmralı’da
yatmakta olan teröristbaşı ve dağdaki bölücü kadrolarla
çektirdiği fotoğraflar neredeyse bir albümü dolduruyor.
Samanyolu Haber’in elde ettiği bazı
fotoğraflarda Küçük’ün, teröristbaşını kanlı örgütün
kampında, defalarca ziyaret ettiği, beraber yemek yediği,
sohbette bulunduğu, kahkahalar attığı görülüyor.
KANDİL’İN MUTAD KONUĞU
Şimdinin ulusalcısı dünün “Aposever’i”
Küçük’ün örgüt kampını “ziyaretgah” haline getirdiği,
teröristlerin tek tek ellerini sıktığı ve terörist başıyla
pek sıkı fıkı olduğu anlaşılıyor.
Küçük’ün PKK albümü, 30 yıldır terörle
mücadele eden ve binlerce evladını bu hain saldırılara
kurban veren ülke insanının canını acıtacak türden. Küçük
hep Apo’nun yanında, fotoğraflardaki ikili hep birbirine
sevgiyle bağlı iki dost modunda.
Yalçın Küçük’ün ulusla, ulusal kimlikle
yakından uzaktan ilgisi olmayadığı aslında ekranlarda sık
sık insanların yüzüne doğru salladığı kitaplarından da
okunuyor. 1993 yılında basılan BİR DİKİNE ÜLKE isimli
kitabında Küçük, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın adının
geçtiği hemen her yerde “kardeşim, arkadaşım” ifadelerini
kullanıyor. Katıldığı terörist faaliyetlerden dolayı
mahkemeye çıkarılınca da mahkemede bakın neler söylüyor?
“’Öcalan kardeşim’ yazısından dolayı
yargılanıyorum. Apo’ya ‘kardeşim’ dediğim için beş yıl mı?
Eğer fiyatı buysa seve seve öderim. Daha fazlasını da
ödeyebilirim. Ve tekrar ‘Öcalan kardeşim’ derim. Öcalan
kardeşim Kürt halkının pek seçkin bir oğludur, ‘kardeşim’
diye hitap etmekten ayrıca sevinç duyuyorum.”
“Kürt halkı için yaptıklarına bakıyorum ve
bunları çok önemli buluyorum, bu nedenle ‘Öcalan kardeşim’
demeyi seçiyorum. Mahkeme de benim yaptığımı yapmalıdır.”
O gün Apo’ya “kardeşim” diyen Küçük, bugün
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saygın komutanlarına -güya
saygısını ifade etmek için- “hazretleri” diye hitap ediyor.
Bu tuhaf karakterin mazisini bilmeyen kimi insanlarda bu
riyakar üsluba itimad ediyor. Oysa ekranlarda ilkokul
müsameresinden bin beter çirkin bir oyun oynanıyor.
APO’NUN SADIK KORUYUCUSU
Sık sık PKK kamplarını ziyaret eden Küçük,
bu ziyaretlerinden birinden dönüşünü anlattığı “Kürtler
Üzerine Tezler” kitabında, teröristbaşına suikastler
yapılabileceğine dair endişesini aktarıyor. Abdullah
Öcalan’ın üzerine titriyor.
BÖLÜCÜLÜK DERSLERİ

Bölücü kamplara ziyaretler sadece hoş
beşle sınırlı kalmıyor. Yalçın Küçük terörist yuvasındaki
bölücülere sözde eğitim veriyor. Ve bunu defalarca
tekrarlıyor. İşte bu fotoğraflar o bölücülük derslerini
tarihe kaydediyor.
Bugün ulusalcı saflarda kendisi gibi
düşünmeyen herkesi “vatan haini” ilan eden bu şahıs bakın
dün Türkiye Cumhuriyet’i Devleti’ni hakkında neler söylüyor?
“Latin Amerika’da ‘muz cumhuriyetleri’
vardı, bu nitelemeden çok hoşnutluk duymuyorum. ‘Ahtapot
Cumhuriyeti’ bana çok daha yerinde bir söyleyiş olarak
görünüyor. ‘Ahtapot Cumhuriyeti’ içinde yaşıyoruz.
Yıkılacaktır. “Bizim” işimiz, 1920 yıllarındaki birliği
tersyüz etmektir.”
Bölge ileri gelenlerinin çocuklarını okuttuğu neredeyse tek
bir lise vardır o yıllarda: Kabataş Lisesi. Yalçın Küçük de,
Sakıp Sabancı gibi bölge insanlarının okuduğu Kabataş
Lisesi”nde yatılı olarak devam ettirir tahsil hayatını. Yıl
1952-53″lerdir. Küçük, aile için yokluk ve yoksulluğun
arttığı bu dönemde annesinin altın, halı ve tarlalarını
satmasıyla okur: “Benim yetişmemde daha çok annemin etkisi
vardır. Köyümüze gittiğimiz iki-üç yaz babam istemezdi ama
annem özendirirdi, köyde din okuluna, medreseye giderdik.
Babam istemediği için biz Elham cüzünde kaldık. Bayram
namazlarını, beceremezdik ama kılardık. Onun için ben
dünyada en çok inanan adam yüzünü severim.” Kabataş
Lisesi”nde, Koç Holding”in yönetim kurulunda bulunan Prof.
Yavuz Alangoya, Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Sabih
Kanadoğlu gibi arkadaşları olan Yalçın Küçük, üniversite
eğitimi için de Mülkiye”ye (Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi) birincilikle girer. Tahsil hayatı
boyunca çalışkan bir talebe olan Küçük, burada, sonradan
Fikir Kulüpleri Federasyonu, ardından Sosyalist Fikir
Kulüpleri Federasyonu, Dev-Genç ve nihayetinde de Türkiye
Halk Kurtuluş Partisi olan Fikir Kulübü Başkanlığı”nı yapar,
bu dönemde. Genel Sekreteri de Hikmet Çetin”dir: “Bizim
sınıf çok hareketli bir sınıftı. Vecdi Gönül bizim sınıfta
idi. O zaman da muhafazakârdı. Yaşar Yakış bana daha
yakındı. İlk kadın büyükelçimiz Filiz Dinçmen de bizim
sınıfta idi.”
Türkeş öğrenci eylemi yapmasını
istiyor
Yalçın Küçük okulda çok aktiftir. Siyasal
Bilgiler”i 1960 senesinde bitiren Küçük, 27 Mayıs”a doğru
yol alındığı o günlerde, “subayların bile irtibat için
peşinde olduğu” bir öğrenci lideridir: “27 Mayıs”ın üç
sütunundan biri, gençlik hareketidir. Büyük öğrenci
eylemlerinin başında idim. O dönemde Nurettin Sözen, Kemal
Alemdaroğlu, işadamı Tuğrul Erkin bizim takımda idi.
Ankara”daki gençlik eylemlerinde bizimle beraber hareket
eden, ama bizim takımdandı diyemeyeceğim Deniz Baykal
vardı.”
Küçük, “öğrencileri kullandık” diyen 27
Mayıs”ın ihtilâlci Kurmay Binbaşısı Şefik Soyuyüce”yi teyit
eden açıklamalarına devam ediyor: “28-29 Nisan”da, ihtilâli
hazırlayan iki öğrenci eylemi vardır. 28 Nisan”daki İstanbul
Üniversitesi”nde oldu. Biz irtibat halinde idik onlarla. 29
Nisan”da da Ankara Hukuk ve Siyasal Bilgiler fakültelerinde
oldu. 29 Nisan”da silah da patlayınca ilk aranan ben oldum.
Ankara”daki öğrenci eylemlerinden sonra Meclis”te kurulan
Tahkikat Komisyonu beni arıyordu. Saklanmıştım. Onu uzun
uzun anlatmak istemiyorum. Ankara”da hiç bir yerde beni
saklayamıyorlardı, Güney”e kaçtım. Dayım Orhan Yanuçoğlu, o
sırada CHP İskenderun ilçe başkanı idi. Beni Suriye
sınırında dağlara kaçırdılar. Sonra ben dayanamadım tekrar
döndüm. Döndüğümde Hikmet Çetin”den bana bir haber geldi,
“bazı subaylar seninle görüşmek istiyor” diye. Daha sonra
Hikmet”in bana söylediği, o subay Türkeş”ti. Türkeş”in
Hikmet vasıtasıyla benden istediği, bir cuma günü Kızılay”da
bu sefer çok daha büyük bir öğrenci eylemi yapılması…
Dolayısıyla kendimi 27 Mayıs”ı yapanlardan biri olarak
görüyorum.”
Askerlerle o kadar yakın olur ki Yalçın
Küçük, evliliğini de bir asker kızı ile yapar. Küçük”ün 1961
yılında evlendiği Temren Hanım, 1960 yılında Siyasal
Bilgiler Fakültesi”ni kuşatan alayın komutanı Albay Sabri
Süer”in kızıdır.
Kayınvalidesi Sadriye Hanım ise, genç
yaşta Dersim temsillerine katılmış bir cumhuriyet kadınıdır:
“Sadriye Hanım”ın bir damadı ODTÜ eski Rektörü Süha Sevük,
diğer damadı Gübre Sanayi, TMO gibi birçok kurumun genel
müdürlüğünü yapmış Önal Ulutaş, bir diğeri de Şam eski
Büyükelçisi ve halen Prag Büyükelçiliği yapan (Şenkal
Atasagun”dan önce MİT Müsteşarlığı için adı geçen ve zaten
Dışişleri Bakanlığı”nda da İstihbarat Genel Müdürü olan)
Cenk Duatepe”dir. Bana göre Cenk, Kürt sorununda en önemli
adamdır. Bazıları “Öcalan”ı Şam”dan iki bacanak Cenk Duatepe
ile Yalçın Küçük çıkarttı” derler. Ama o öyle değildir.”
Küçük, Sabri Süer”in vazifesi nedeniyle bulunduğu
İskenderun”da Temren Hanım”la tanışmıştır, bir nevi ortaokul
aşkıdır onlarınkisi. Ve çiftin 1962″de doğan, Ömer, Mızrak
ve Devrim gibi üç adı bulunan, ama en çok Devrim”i kullanan
bir çocukları gelmiştir dünyaya.
“Demirel, ilk zamanlar 27 Mayıs”ı
destekledi”
İşte 1960″larda böylesine bir hayatın
içinde bulunan ve Mülkiye”yi birinci olarak bitiren Yalçın
Küçük, ardından Devlet Planlama Teşkilatı”na (DPT) girer.
Bir süre sonra Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürlüğü”ne
getirilir; Hikmet Çetin de yardımcısıdır: “DPT”de evvela
ulaştırma, transport, televizyon benim alanımda idi.
Ben Birinci Plan döneminde Türkiye”ye
televizyonun gelmemesini yazdım. Çok büyük tartışmalar oldu.
Elimden gelse idi hiç sokmazdım, bugün bile sokmam. Ve çok
memnunum. Türkiye”ye televizyonun girişini beş yıl
geciktirdim.” Süleyman Demirel başbakan yardımcısı olunca,
Küçük de DPT”de ona bağlı olarak çalışmaya başlar. Ardından
Demirel”in, Turgut Özal”ı DPT”ye müsteşar olarak atayacağını
öğrenince, hemen istifasını verir. Demirel”le Küçük”ün
burada başlayan geçimsizliği çok uzun yıllar boyunca
sürecektir; 2000″ler Türkiye”sinde bile… Küçük, bu dönemde,
1962 yılında, Yön dergisinde Demirel”in ilk defa Adalet
Partisi”nin başına geleceğini yazdırmıştır: “Demirel,
Planlama”da yedek subaydı, müsteşar olmayı kabul etmişti,
görüş değiştirdi. Ben düşündüm, böyle yorumladım. Demirel o
tarihe kadar 27 Mayıs”ı destekliyordu, saf değiştirdi ve ben
teşhis ettim.”
Yalçın Küçük, buradan ayrılınca Amerika”ya
gider, Yale”de lisans eğitimi alır. Ardından, mülakatı
kazanarak, dört ay boyunca da, Dünya Bankası”nda staj yapar.
Döndüğünde SBF”de Sadun Aren”in açmış olduğu asistanlık
sınavına katılır, kazanır da: “Ama tayin etmediler. Dekan
Cumhur Ferman”dı. O zaman Ferman”ın Sabetayist olduğunu
bilmiyordum. Şimdi anlıyorum, Sabetayist olmadığım için
almamışlar. Çünkü, SBF”ye Sabetayist olmayan kedi bile
giremez.”
Yalçın Küçük, 1966 yılında ise ODTÜ”de
çalışmaya başlar. Küçük bu yıllarda, Sovyetler Birliği”ni
model olarak gördükleri için, onu birinci elden incelemek
ister. Rusça öğrenir. 1968-70 yılları arasında Birmingham
Üniversitesi Rus ve Doğu Avrupa Araştırmaları Merkezi”nde
bulunur. Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırır. Daha
sonra bu kitaptan dolayı sekiz yıla mahkûm edilir.
1970″lerde, İşçi Partisi”nin ikinci kez kuruluşu için
çalışmalara katılan Küçük, 1971 yılında ihtilâl hazırlığı
içinde olan Doğan Avcıoğlu ile sıkı bir diyalog halindedir.
Tabanı olmadığı için ihtilâlin başarısız olacağını
söylemektedir Avcıoğlu”na: “O tarihlerde ODTÜ”de hocayım.
Bana geliyorlar, radyoda okunacak bildiriyi yazmamı
istiyorlar. Dolayısıyla ben de bu işin içindeyim. 27
Mayıs”tan önce beraber olduğum insanlar Memduh Esen, Castro
Nuri (Yazıcı)… Hepsini reddettim.”
-İhtilal istemiyordunuz….
Her zaman ihtilâli isterim. Sonunda bir
gün Numan Esin üniversiteye geldi. ODTÜ Rektörü de Erdal
İnönü. Onun odası dinlenmez diye, Numan Esin de eski
ihtilâlci olduğu için, İnönü”nün odasında Atilla Sönmez”le
beraber oturduk, konuştuk. Sonradan öğrendim ki Numan Esin
gidince komiteye… Yani beni de, Türkiye”yi yöneteceklerini
düşündükleri 40 kişilik listeye koymuşlar. Diktatorya,
40″lar Meclisi. Tabiî içlerinden biri, öbür tarafa da bilgi
veriyormuş. Sonunda bizim dediğimiz gibi oldu ve 9 Mart
71″de bunlar yenildiler, 12 Mart oldu.”
Belçika”dan gelen pasaport
Küçük, sonunda o raporlara dayanarak,
orduda birtakım taraftarları olduğu düşüncesi ile ODTÜ”den
atılır. Bütün arkadaşları yurtdışına giderken, Yalçın Küçük
Türkiye”de kalmayı yeğler. Hem de Belçika”dan pasaportu
gelmiş olmasına rağmen.
-Kim gönderdi size pasaportu?
“Bilemezsiniz. Dünyada böyle ilerici
solcular olur. Ama onları oradaki Türkler harekete geçirir.
Gitmedim, o dönemde işsiz kaldım.”
İşsiz olduğu için Yalçın Küçük bu dönemde
askerliğini yedek subay olarak yapmak istemektedir. Ancak,
kendisine göre, evraklarının eksikliği bahane edilerek onun
askere alınması geciktirilmek istenmektedir: “Onların şöyle
bir düşünceleri vardı. Orduda hâlâ ihtilâlciler var, Yalçın
Küçük de onların sevdiği adamlardan…” Küçük, bu dönemde,
Mehmet Ali Kışlalı”dan Yankı”da çalışması için bir öneri
alır. Yankı”yı o zaman Mehmet Ali ile beraber Ahmet Taner
Kışlalı, Hıncal Uluç çıkarmaktadır: “Mehmet Ali Kışlalı,
Time”ın da temsilcisi olduğu için daha çok dışarıda olurdu.
Onun yerine başyazıları da yazardım. Mehmet Ali”nin dili
anlaşılmaz. Güzel bir Türkçe”yle yazar, sonra bozardım. O
Mehmet Alice olurdu. Hıncal genellikle okuyucu mektuplarını
yazardı.” Küçük”ten, aynı zamanda Cumhuriyet”te de yazması
istenir. Fakat bir süre sonra, 1973 sonlarına doğru, ansızın
askere alınır. Evvela Polatlı”da Topçu Okulu”na gönderilir.
Yedek subaylık vazifesini yaparken bu arada Cumhuriyet”te
yazmayı da sürdüren Küçük, Ecevit Hükümeti”ndeki Erol
Çevikçe, Deniz Baykal gibi arkadaşlarının talebi ile
Genelkurmay”da görevlendirilir. O sıralarda orduda Kıbrıs”a
çıkarma yapılması konuşulmaktadır. Harekâta karar
verildiğinde, aralarında Küçük”ün de bulunduğu dört kişiye
birtakım yazılar gelir: “Türk Ordusu, Kıbrıs”a çıkarken dört
yedek subayı casus olabilecekleri ihtimali ile
Genelkurmay”dan uzaklaştırdı. Bunlardan bir tanesi de
bendim. O sırada beni Zırhlı Birlikler Mekanize Tümeni”ne
götürdüler.” Fakat az bir süre sonra, ikinci harekâta
katılanlardan biri olarak 1974 yılında, Kıbrıs”ta savaşa
gider: “İkinci harekâtta Magosa”yı biz aldık.” Burada
askerleri tarafından çok sevilir. Hatta o kadar ki,
askerleri ona “Kabadayı, profesör, asteğmen” diye isim bile
yakıştırır. Küçük, Magosa”da iken, öldüğü haberini okur
gazetede: “O sırada Meclis oturum halinde iken, Genelkurmay,
Ecevit”e bir kâğıt ulaştırmış, “Yalçın Küçük şehit oldu”
diye. Ağlamış adam.” Küçük”ün ölmediği ancak üç gün sonra
anlaşılabilir.
“Hapis yatmayanı adamdan
saymazlar”
Küçükefendi”nin Yalçın”ı askerden sonra da
Cumhuriyet”te çalışmaya devam ederken, 1977 senesinde,
“kaçışlarından” birini yapar; Cumhuriyet”ten ayrılır.
Ardından ANKA Ekonomik Bülteni”ni çıkartan Küçük, 12 Eylül
gelip çattığında, Gazi Üniversitesi”nde doçent unvanı ile
öğretim üyesidir. 12 Eylül 1980″den sonra ise 1402″liklerden
biri olarak üniversiteden uzaklaştırılan Küçük, Bir Yeni
Cumhuriyet kitabı dolayısıyla da tutuklanır, 8 yıla mahkûm
edilir ve 1983″te Sultanahmet Cezaevi”ne girer: “Fevzi Öz ve
Kürt İdris”lerin (Özbir) arasında yattım. İkisi arasında
ölümcül bir kavga çıkmıştı. Kürt İdris”i bizim koğuşa aldık.
Yeraltı dünyasının kuralları, Türkiye aydın morfolojisinde
de var. Yani yeraltı dünyasında hapis yatmayan hiç kimseyi
adamdan saymazlar. Hapse girmeyen aydın da, hareketimizde
böyledir. İdris Bey”i ben daha sonra görmek istedim; ama
olmadı.” Yargıtay, Küçük hakkındaki hükmü bozunca o da bir
yılın sonunda cezaevinden çıkmış olur. Prof. Dr. Yalçın
Küçük, bu tarihten sonra kitap yazmaya daha bir ağırlık
verir; sol ve sosyalist çevrelerle sert bir mücadele içinde
bulunur. Bu dönemde mahkeme kararıyla tekrar üniversiteye
döner. Sonra, 1993 senesinde, Süleyman Demirel”in
cumhurbaşkanı olmasını öne sürerek Paris”e kaçışına kadar
çeşitli sol dergiler çıkaran Küçük, terörist lider Abdullah
Öcalan”la yaptığı röportajla da tartışılan bir isim olur.
“Öcalan”a başkası gitseydi ben
gitmezdim”
Paris”e gidişi de onun, daha önceki mühim
kaçışlarından biridir. Küçük, 1993 senesinde Süleyman
Demirel”in cumhurbaşkanı, Tansu Çiller”in başbakan ve kadın
vücudunu sattığı için de bir kadının (Matild Manukyan) en
fazla vergi vererek vergi şampiyonu olmasını protesto etmek
için böyle bir harekete giriştiğini söylemektedir. İkinci
nokta ise, Türkiye”nin izlediği Kürt politikasıdır. Yalçın
Küçük”ün toplumda tepki uyandıran bir fiili de, terörist
başı Abdullah Öcalan”la basında ilk kez röportaj yapması
olmuştur: “Bir başkası Öcalan”a gitse idi, ben gitmezdim.”
Küçük”ün Abdullah Öcalan nezdindeki izlenimi iyi olur ki,
daha sonra Öcalan, Doğu Perinçek kendisiyle görüşmek
istediğinde Yalçın Küçük”e sorar, “Doğu Perinçek gelmek
istiyor. Ne dersin?” diye.
“Paris”te yardım aldım”
Yalçın Küçük, Emin Çölaşan başta olmak
üzere bazılarının iddiasına göre burada PKK”dan (Küçük,
PeKeKe diye telaffuz ediyor) para almıştır. Ancak Küçük,
bunu reddettiği gibi, Paris”te kaldığı süre içerisinde de
çok sıkıntılar çektiğini anlatmaktadır: “Bir defa ben
kitaplarımın telif hakkıyla yaşarım diyordum. Emekliliğim
vardı. Fakat çok büyük devalüasyonlar oldu, çok sıkıntı
çektim. Onun için Fransızların LME dedikleri,
istasyonlardaki sarhoşlara da verdikleri bir para var,
yardım. Onu aldım. Alman üniversitelerinde ayda bir
konferans veriyordum.” Küçük, burada öğrenci olur, İranoloji
ve Kürdoloji okur; Kırmançi, Sorani, Farisi öğrenir. Burada
ismi birçok sansasyona karışan Küçük, onomastik üzerine
çalışmalarına yoğunlaşır ve bir 29 Ekim günü de Türkiye”ye
dönmeye karar verir. Yıl 1998″dir: “Bir hesap yaptım, 2
yılla 10 yıl arasında beni tutarlar dedim. Dönmek için risk
aldım. Oraya gitmek de bir riskti.” Yalçın Küçük 10 yılı
göze alarak geldiği Türkiye”de iki yılla cezalandırılır ve
Haymana Mezarı dediği cezaevinde kalır. 2000 yılında serbest
kalan Yalçın Küçük, artık kendisini onomastik/isim-bilim
konusuna adar; çalışmalarını, özellikle, bugün
dezenformasyon yapıldığı seslerinin yükseldiği Sabetaycılık
hususunda yoğunlaştırır: “Her gün benim için bir dönüm
noktasıdır. Ancak, bana göre bütün kaçışlarım dönüm
noktasıdır. Çok şükür ki, iyi ki kaçmışımdır. Kaçmayı bir
sanat haline getirdim. İyi ki Planlama”dan kaçmışım… Yale”de
çok parlaktım, iyi ki Amerika”dan kaçmışım. Çünkü ikinci
senede Amerika beni içine alırdı. İyi ki Cumhuriyet”ten
kaçmışım. Cumhuriyet”te kalsa idim, bugünkü Yalçın
olamazdım. Burdan Paris”e gittim, o da bir kaçıştı. Sonra
Paris”ten kaçtım. Kaçmasını bilirim ben.” Küçük”ün kaçışları
bu kadar da değildir. Kıbrıs”ta da, komutanı kalmasını
isterken, o, yine bir yolunu bulup kaçar: “Hiç pişmanlık
yoktur. Bende şu vardır. Ben ne yapıyorsam Türkiye aydını
adına yapıyorum
istihbarat.wordpress
İLGİLİ YAZILAR
3844total visits,1visits today











